Geçenlerde Hande ile birlikte bir sinema kaçamağı yapalım dedik.. Her şey ayarlandı: Tuna gündüz biraz daha erken uyutularak akşam da erken uykusunun gelmesi için ortam hazırlandı; uyurken Tuna’ya bakmak üzere Dayı bize geldi; eve erken gelinerek Tuna ile oyun vakti geçirildi, yemeği vakitlice yedirildi, Tuna’yı daha hızlı uyuttuğum efsanesi uyarınca uyutma işi benim tarafımdan üstlenildi; uyku moduna geçmeden önce Dayı evden gidiyormuş gibi yaptı (yoksa uyumuyoruz).. Saat ondaki suareye yetişebilmemiz için zemin ve hava şartları son derece uygun..

Uyutma sürecine geçtik, güzelce biberondan sütümüzü içtik, yatağımıza geçtik tam uykuya dalacakken Tuna birden ayağa fırladı, “Anne, anne” diye bağırmaya başladı. Neyse el mahkum Anne’yi de kapıdan bakkala uğurladık. Ama Tuna’nın krizi bir türlü geçmedi, sakinleştiremedim. En sonunda “Bak Tuna, kimse kalmadı sadece sen ve ben varız ve şimdi güzelce nenne yapacağız” diye onu ikna etmek için evin içinde gezinmeye başladık. Bu arada beni duyan Hande ve Kaan salonda koltukların aarkasında tam siper saklanıyorlardı. Tuna kucağımda çalışma odasına baktık, yatak odasına baktık, salona baktık en son antreden geri dönüyorduk ki benim uyanık oğlum kapının önünde dayısının ayakkabılarını gördü.

Tam ben de o sırada “Bak Tuna gördün mü? Anne de yok Dayı da yok. Hadi uyuyalım artık” diyordum ki bana dayısının ayakkabılarını gösterip “Akapkap, akapkap” dedi. Türkçe meali “Çocuk mu kandırıyorsunuz dayım gitmiş olsa bu ayakkabıların burada ne işi var?”

Off işimiz çok zor valla! Neyse sonunu merak edenler için saat tam onda ancak evden çıkabildik; Allahtan reklamlar uzun sürdü de yetiştik sinemaya…